« Önceki | Sonraki »

3/1/2008

tevekkülden tefekküre...

b....

bir tevekkülün tefekküre uzanan boyutunda, yüreğime yar bildiğimden bir fısıltı gelir;

.....

'sen şartlara teslim olmaz da gayretini yüksek tutarsan;

yar'in şartları senin dilediğin yönde değiştirir....'

....

Allahu a'lem!

sarenokta!

 

3/1/2008

MEVSİMLERİN BİZE KÜSMÜŞLÜĞÜ MÜ VAR?

I

Şimdilerde ben;
Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden, her gördüğüm buluta yeni bir nisan ısmarlıyorum kurumuş kalbime yağmurlar yağsın diye.
Her doğan güne yeni bir bahar ısmarlıyorum günbegün solan hayatıma renk katsın diye.
Her batan güne(şe) yeni bir sonbahar ısmarlıyorum ölümü hep hatırlatsın diye.
Her karamsarlığıma yeni bir ümit ısmarlıyorum çaresiz kalmasın diye.
Her dostuma, yeni bir vefa ısmarlıyorum sevdamız büyüsün diye.
Her geçen dakikaya yeni bir saniye, her saniyeye yeni bir saat, her saate yeni bir anlam ısmarlıyorum beyhude geçmesin diye.
Her baktığım aynaya yeni bir benlik ısmarlıyorum yab(l)ancı maskeler takmasın diye.
Her kapandığım secdeye yeni bir dua ısmarlıyorum beni “O” hiç yalnız bırakmasın diye.
Her yazdığım cümleye yeni bir harf ısmarlıyorum cümlelerim eksik kalmasın diye!

II

Bir de açan çiçekleri olmasa bahçelerimizin,
Uçan kelebekleri olmasa baharlarımızın...Sesleri uykularımızda yankılanan bülbülleri olmasa seherlerimizin,
Beş vakitte, beş sefer ferahlatan ezanları olmasa semalarımızın...
Daha çok kirleneceğiz.
Daha çok çirkinleşeceğiz.
Daha çok sağırlaşacağız.
Daha çok yalnızlaşacağız.

VI
Keşkeklerim, beklilerim, ölüm olmasa,
Cümleleri sonlandıran nokta olmasa,
Ruhumuzu arındıran dua olmasa,
Daha çok bunalacağız-bulanacağız!


(VI)
Mevsimlerin bize küsmüşlüğümü var? Ne kardelenler açtı bu bahar, ne de balkonlara, caddelere, sokaklara çiçeklerini savuran kiraz ağaçlarının kokusunu hisseden oldu. Ne allığına, morluğuna, saflığına, beyazlığına hayran olduğu gülün endamlı gülüşleriyle mutlu oldu bülbül, ne de ovalardan bayırlara, kırlardan yaylalara bal toplayan arılarla selâmlaşan çiçekler gördü baharı. Ne gecenin kalbi aydınlandı minicik bir ateşböceğiyle, ne de, sessizliği bozuldu vakitsiz bir baykuşla. Ne çocukların yüreğinden yıldızlara köprüler kuruldu masallarda, ne de âşıkların yüreğine Kaf Dağı’ndan hayaller çıkageldi. Ne Yusuf’a el uzatan kervanlar geçti buralardan, ne de pervazlara konan Yusufçuk kuşları bekledi pencerelerde. Her mevsimden geriye acı bir sessizlik, kocaman bir sessizlik kaldı.
Bilmem! Sanki hayat, yaşanmıyor gibi yaşanıyor. Artık baharlarda yok kapımızda! Yoksa mevsimlerin bize küsmüşlüğümü var?

nurdaldurmuş...

2/1/2008

yağmur

 

 

 

.....

aşkın serabı var dünyamızda,

rüyalarımızda yaşarız özlediğimizle vuslatı.

......

 uyanırız, dilimiz damağımıda...

......

ey aşkın rüyası,

bitmeyesin....

bitme/me/lisin...

///sare nokta...///EyvAllah...sare bu güzllikler için

 

 

 

2/1/2008

duâ’dan başka yaslanacak omuz bulamamak!

kayboldum sokağımda dostum...

yola yalnız çıkmak zorunda kalmak ne demektir bilir misin sen? dua’dan başka yaslanacak omuz bulamamak âlemde; yaslandığın omuzların bir’e yaslandığını görememek..adımladığım mekan bir gün aşk’tan soracak diye korkarım dostum, o zaman nazarım düşecek ayak uçlarıma, yüreğim hüznü giyecek belki de...

 

dostum, ben Allah’ı “yâr“ bilenlerle olmayı özlüyorum; ben yar’dan yara almayanların sevgiden iştiyakla bahsetmesini diliyorum...yar’ini doğru tayin edenlerin yakınlığında, en yakın’a yakın olmak istiyor belki de içimde ebed’i özleyen.

 

dostum, bir ehad’dan südûr olur ya kâinat ve insan da bir kâinattır ya bundan olsa gerek her hücremde başka yönden rüzgârlar eser; her hücremde ayrı bir mevsim. birinde hazan, diğerinde bahar; her hücremin yaşadığı mevsim yüreğime bir iz bırakır..bir köşede hazandan kalan kuru yaprakları süpürürüm; bir köşede baharda açan güllerimin bahçıvanlığını yaparım; bir yanda düşen kar tanelerini indiren meleklerle hasbihâl ederim; bir tarafta yağmur’a özlemimi anlatırım; bir tarafta ağustos sıcağında üşürüm. ben mevsimeri yüreğimde yaşarım; dışarımdan bîhaberce..

 

dostum, sokağımın mevsimine ad koyamıyorum; ama mevsimime yakışan  rengi biliyorum..sıbğatallah!...boyanabilirsem; boyandığım renkte göreceksin beni, boyadıklarım rengimden aksedenler olacak!

 

dostum, her mevsimde güzel’den eser aramak(ta)dır huzur; aradığımız bu aslında. sızımız her mevsimde, geçen mevsimi özlemekten. sızımız, vakti ziyan etmekten; geçen vakti fethetme gayretimizden...sızımız, yaralarımıza -onarmak niyetiyle- hoyratça dokunuşumuzdan..

 

dostum, gelip de mevsimlerimdeki güzel’i göstersene gözlerime...

dostum, nazarıma güzel’in süzgecini taksana..

dostum, yaralarıma nazikçe dokunsana...

sare nokta!

 

 

2/1/2008

yakınlığımla yakın olurum yâr'e...

 

/ben “can’ım benim” der susarım…

sevgiyi çekerim içime!/

….

   ey can,

dokunsan ağlarım artık; sözlerin yüreğimi kırdı sanmayasın…ben seni üzmekten korkarım. ellerimden kaçıp giden bir balık misali, yüreğimin kıyısından kayıp gidersin diyedir yüreğimin korku frekansında atması…

 

   ey can,

bilir misin gözlerimin derinliğindedir anlatmak istediğim; gizlediklerimdedir ayaklarıma kuvvet veren giz. gizlediklerimdir anlamlı kılan yüreğimi, yürüyüşümü…bilir misin gözlerimde yüreğim kadar alemi hapsederim ben, yüreğim kadar …

 

   ey can,

dokunsan ağlarım artık, sevincim yüreğimde saklı…lisanıma şükür yakışır benim. hüznü sevişimdendir gözlerimdeki masûmiyet…hüznü, duama burak bilişimdendir ona yakınlığım…

 

   ey can,

bilesin ben rabbime dua etmekle hiç bedbaht olmadım!

ağlarsam sevinçtendir…

ağlarsam şükrü eda edişimdir bu…

ağladığım vakit duaya şahit olursa an, şikayetim olmaz yar’e, yüreğim şikayet etmez senden..

 

   ey can,

bilesin,

ben mahsûn olmakla mahrûm olmam;

sana yakınlığımla yakın olurum yar’e…

/inşallah/

 

  SARE nokta!

   mart 07

 

 

 

31/12/2007

bugün buralar bir mahsun

 

 

 

/bir mağaraydı;

seven sevdiğini kaybetmekten korktuğunu söyledi;

sevilen teselli etti;

‘üzülme…’ dedi.

ve sevilen göçüp gitti…

o zamandan beri mahsunluk dokunuyor,

sevenler teselli arıyor…./

…..

 

 

 

bugün bir mahsun buralar;

dışım, içim kadar sessiz.

kelimelerimin bir bir hicret edişini izliyorum;

geride kalan sükutumun silüetime yakışmasını dileyen yüreğim,

geriden kalan, özlemlerimin kıvılcımları….

 

bugün bir mahsun buralar;

yağmur var dışarıda; şehrin siması gülüyor.

toprağın hasreti kokuyor sokaklar,

ama insanlar kaçıyor…

donuyor suretlerde tebessüm;

simalar soğuk soğuk bakıyor birbirlerine….

 

bugün bir mahsun buralar;

can’a kavuşanın heyacanını kimseler dinlemiyor,

kimseler paylaşmıyor mutluluğunu, derdini,

kimseler ağlamıyor birbirinin ardından,

kimseler uğramıyor hüznün konuk olduğu hanelere,

kimselerin seveceği kimsesi kalmamış;

kimse sevginin bedelini ödemeye yanaşmıyor.

 

bugün buralar bir mahsun,

çöl  kadar yalnız kitapların lisanı,

sevilmenin sevinciyle dokunulmamış belli ki satırlarına,

belli ki hazanı yaşar sayfalar,

 

bugün buralar bir mahsun,

hayatını avcunda ufalayıp, rüzgara savuran

ardından da yaslar yakan kişilerin sesleri duyuluyor,

nefeslerde nedamet kokuyor,

nefesler can’a hasret…

 

sare nokta!

 

31/12/2007

çölde bir iz var....

 

 

 

aşk, aşk’ı hakkıyla dileyenlerin diyarına hicret etmiş; ensarlarının yüreğine inşirahı yaşatmaya gitmiş…

geride kalanlar yetimliğinden bihaber kalmışlar; iç acılarının yetimliklerinden olduğunu bilememişler. geride kalanlar sol taraflarının, aşk’a olan özlemden sızladığını anlayamamışlar. onlar, aşk’ın dileyen’e, özleyen’e vefasını anlayamamışlar.

aşk…

ey, yar’e en ziyade yakışan,

geride kalanların her şeyi yetim kaldı aslında;

sözleri yetim; yar’e dokunmadan, yürek ikliminden geçmeden dudağa dokunur; muhatabının yüreğine yaralar açar…

sükutları yetim; duaya burak olmaz; tebessümü setreyler.

geceleri yetim; bir boyun eğişe şahitlik etmez; bir yorgunluğun ahirinde gelir ve geçer…

günleri yetim; halleri aşk’ı örmez; günlük telaşların gölgesinde kalır; aik’ın güneş olması bir şey ifade etmez onlar için.

ey aşk!

ey vefanın sadık dostu; inşirahın hira’sı

geride kalanların yetimliğini hatırla; vefasızlıklarını cehaletlerine ver. sen bir yüreği dahi bıraksan orası artık talan olur; bir çorak toprak misali…bir çöl misali…oysa bir yürek değil binlerce yürek gerilerde kaldı.

ey aşk,

bilir misin buralara yetimlik çok dokundu; özlediğimizin sen olduğunu hissettir de gel artık…

sana vefa yakışır; bize acziyetin yakıştığı kadar.

sana cömertlik yakışır; bize ‘dileyen’ vasfının yakıştığı kadar.

sana dönmek yakışır; dönmek ve geride kalanların yüreğine inşirahı yaşatmak…

ey aşk;

gel ….

günümüze, gecemize, sükutumuza, kelamımıza mana kat…

gel….

/…çölde bir iz var;

belli ki aşk geçmiş buralardan,

çünkü çöldeki tek mahfuz iz aşk’ındır…./

nokta!

 

 

 

31/12/2007

ellerimin ucundadır yüreğim...

 

ellerimin ucundadır hayat,

kaçırılmış bir çocuğu kurtarmaya niyetleniyorum,

kaybettiğim tüm varlarıma inat.

bir mücadele tutkusu sarıyor yüreğimi,

ilk defa bu kadar güçlüyüm,

tüm yorgunluğuma inat.

ellerimin ucundadır hayat,

güc’e dayanışımdandır cesaretim, umudum…

 

ellerimin ucundadır aldığım soluk,

nefesimin semaya dostluğu kadar yaşıyorum,

yaslandığım omuz, bir vefalı yar ise,

dokunduğum sevgili bir sıcak kucak oluyor.

 

ellerimin ucunda olsun can suyum,

su, vakt-i seherde akarmış can’a yakın olana.

rahmet denirmiş o dem suya,

susa(ya)n toprak hayatla vuslat bulurmuş.

melekler niyaz ederlermiş yüreği hüznü sevenlere,

rahmeti dileyenlere…

 

ellerimin ucundadır yüreğim,

bazen dokunur kanatırım,

bazen okşarım,

bazen özlerim yakınlığına rağmen onu,

bazen içime çekerim yetimimi….

ellerimin ucundadır yüreğim;

yüreğim duamdır, duam yüreğim!

sare nokta!

 

ekim 2007

31/12/2007

yakıştığın alem seni özlesin...

 

 

yüreğimi bayrama hazırlıyorum;

ellerimle sarıyorum aldığı yaraları,

ellerim ki kendi açtığı yaraları sararken utanıyor…

sözlerimle umut va’dediyorum;

verilen yalancı sözlere inat…

sıcak bir kucağı  özlüyorum;

gecenin soğuğu tenime dokununca

bağrım diken oluyor yüreğime.

 

yüreğime ‘bayram’ diyorum sessizce,

kırgın bir nazarın muhatabı oluyorum,

susuyorum…

…..

nazarından okuyorum;

‘yakışmadığım bir alemin çocuğuyum ben,

bundandır ki yakışmıyor bayramın sevinci bana,

yakışmıyor içten bir tebessüm simama,

ve yakışmıyor sevmek bana, sevilmek bana…’ diyor

 

ve sükut….

yüreğim, yakıştığın alem seni özlesin…

amin

….

sare nokta!