« Önceki | Sonraki »

26/12/2007

Elif aşk hatrına

elif” karanlıkta oturuyordu

bir “be” bulsa, açılacaktı yolu;

ama sırdı “be”

“elif” sırrın varlığını bile bilmiyordu

oysa gelmesi gerekiyordu be’nin…

gelmesi ve

ayağına düşmesi elif’in.

nazan bekiroğlu

/ cam ırmağı-taş gemi/...

 

 

 

 

 

  

 

 

her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelam’ını başlatır bir “elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar. kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir; bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçtiğin gün,  be’nin yakınlığına el çevirdiğin gündür; aşk’ı anlatan bir cümle başlamaz artık…yusuf’un kıssası başlamaz artık; karanlık bitmez, kuyudan çıkmaz bir sultan; züleyha’nın yüreği aklanmaz aşk’la…

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçtiğin gün, onulmaz yaralar açılır yüreğine; varlığından bîhaber olduğun o belde-i ahsen’e…artık sen hüzün mevsimini yaşarsın her dem; inşirahı dileyen dilin yorulur, aşk’ı dileyen yüreğin yorulur. inşirahı dilersin her dem; zikri özleyen gecelerin şikayetini duyar kulakların, dilin damağını özler…dilin  yâr’in adını özler; nefese dokunmayı özler…

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçersen, be’nin yanında olduğunu hissedemezsin. aşk’ı anlatırlar sana, vasfının “arayan” olduğunu  anlayamazsın. girdiğin her sokakta oyalanırsın; be’nin sokağına varmaz ayakların; aşk’ın sokağına varmaz…

 

            elif…

            senin cümley(l)e aşk’ı anlatman  lazım; be’yi bulman lazım…be’yle olman lazım!

elif…

aşk hatrına yâr’e yakın kıl yüreğini….

sare nokta!

    

 

 

 

 

                                                

10/6/2007

yüreğim üşüyor




Üsüyorum… yüregim üsüyor…
uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam, satirlara mürekkep gibi akmak istedim, gözyaslarimla sulamak istedim kelimelere dönüsen duygularimi, en güzel renkte acsin diye beyaz sayfada yüregim… oynatmak istedim kalemi parmaklarimin arasinda, satir satir kalbimi dökmek istedim, eritip yüregimi masanin kösesinde duran kirmizi mumun üzerine, hic sönmezcesine yazmak istedim sabaha kadar… eridikce yanmak, yandikca erimek istedim, yazdikca satirlarda kaybolmak istedim…
uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam… yüregimden bahsetmek istedim, kime neden kirildigimdan, kimin beni neden yanlis anladigindan, neden her aksam agladigimdan, neden sustugumdan… yüregimdeki yaradan bahsetmek istedim… kime yazacagim sorusu aksamin geceye dam tuttugu anda vazgecirdi beni bu fikirden… kime yazacaktimki….
adres bölümüne kimin adini yazacaktim, kac kurusluk pul yapistiracaktim, hangi zarfa yüregimi sigdiracaktim…
Saat gece yarisi, kapina geldim…
Yüregim üsüyor, yangin yeri yüregim…
ac ne olursun bekletme beni…
anlatamadim kendimi… bana verdigin konusma nimetini sükrüyle eda edemedim…
bagisla beni…
anlasilmayi bekledim… heyhat… sen dururken neden baska kapilar caldim…
sana ne uzun bir mektup yazmam nede yanlis anlasilmaktan korkmak gerekir…
kalbimle benim aramda olan sen degilmisin, sah damarimdan daha yakin olan sen…
yüregim sana ayan, her kalbimin carpmasi sana halim beyan…
beni sen anliyorsun ya…
neyleyim dili ,neyleyim kelimeleri…
beni yalniz birakma ne olur kapina geldim bekletme beni,
yalnizlikdan cok ürküyorum, kime bel bagladiysam karanliga itti beni…
bagisla beni, artik senden baska kimseye dayamam sirtimi, asami attim Rabbim…
hakikata daldir beni…

(alıntı)

25/5/2007

hazan mevsimi hüzün mevsimi

Hazan Mevsimi Hüzün Mevsimi



Yorgunum Yorgun Ey Hayat

Her sonbahar gelişinde dökülür yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savrulur…
“Hazan mevsimi, doğanın da ölüm mevsimidir” derler… “Elveda zamanı, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimidir” derler. Oysa ben mevsimler içerisinde en çok sonbaharı severdim bir zamanlar. Uçurum kenarlarında açan sarı sarı çiçekleri bir de, çiçekler arasında. Düşme tehlikesiyle de olsa uzanıp kokusunu içime çekerdim yudum yudum, nefes nefes... Hayatın bütün derinliğini, dinginliğini, gizini orada ve onlarda bulurdum...

Dalından ayrı düşen her yaprağın hüznünü yaşıyorum şimdi ey hayat! Sararmış, gazel olmuş, solmuş ve rüzgarın önünde savrulan yaprakların hüznünü… Gönlümde sonbahar rüzgarları esiyor, şarkılar daha bir içli çalıyor şimdi , gönlüm yorgun, gönlüm küs, gönlüm suskun... Boğazımda düğüm düğüm hasret, bulut bulut gözlerimde çakıyor şimşekler...

Gurbetten gurbete savrulan insanların iç acısını duyuyorum içimde her sonbahar gelince... İçimden kopan her duygu kırıntısı yüreğime batıyor...

Yapraklar gibiyim ben de ey hayat, her sonbaharın gelişiyle beraber bende sonbaharı yaşıyorum, sonunda ilkbaharın müjdesi olsa da... İlkbaharda çayırlar yeniden yeşillenip, ağaçlar filiz sürse de, çiçekler yeniden süslesede dağları, kırları, ovaları. Ben hep güzdeyim...

Her baktığımda soluk sarı yapraklar gibi duruyor aynalarda ki yüzüm, içim, dışım sonbahar ey hayat. Bütün anılar yaprak yaprak sokaklara dökülmüş. Kardan bir kefenle kocaman bir dağ gibi gelip oturmuş göğsümün üzerine hüzün... Yorgunum, çok yorgun ey hayat, vefasız dünyanın ihaneti beni bitirdi...

Bilirim ne yapsamda bir sonbahar yaprağına yazgılıyım, değiştiremiyorum yazgımı... Acılara, hüzünlere, sevdalara, sararmış yaprakların rüzgardan savruluşuna yazılmış adım neylersin. Terkedilmiş evlerin hanelerine, yıpranmış defterlerin sayfalarına yazılmış adım...

Bilirim sonbaharların sarı kaderine yazılmış sonu hazin küçük bir öyküyüm ben, kimselerin açıp okumadığı bir kitapta; üzerine hüzün tozları serpilmiş kederli gecelerin sonbahar rüzgarlarıdır belki de; bütün bu yaşadıklarım... Ki, sonbahar yaprakları gibi dökülüp, dökülüp savrulup gidiyor ömrüm elimden...

Yalnızlığın en derin uçurumuna yaslanmış kalmışım yangın yüreğimle ey hayat. Sonunda gücüm tükenip düşeceğim belki ya da kendi yüreğimden taşınıp gideceğim kimsenin bilmediği, ulaşamadığı, uğramadığı bir yüreğe...

Varsın karanlık geceler yokluğuma ağıt yaksın, sahte sevgilerle avutsun hicranımı zaman...

Kaç yıldır ki, yaşamın uğramadığı mezarlıklar gibiyim, içime binlerce ölü gömülü. Dolaşıp duruyorum ağaçların dökülmüş yaprakları arasında, sonbaharın sarı soluk yüzüne sürüyorum yüzümü yaprak yaprak... Ağaçlara baktıkça nedenini bilmediğim ama acısını duyduğum sararmış hüzünler kaplıyor içimi.

Bilmem bu kaçıncı çığlığımdır ey hayat, sesimi duyuramadığın . Bilmem bu kaçıncı imdat...

Şimdi vurulmuş bir kuş kanadı gibi duygularım, sığınacağım dal da yok. Yıpranmış, paralanmış eski bir giysi gibi duruyor üzerimde ömrüm... Her ihanet onulmaz bir yara açtı yüreğimde, ne yapsam durmuyor kanama. Kahretsin...

İçimin yaşayan sevinçli yanını öldürdüler ey hayat, hüzne bulandı her yanım, ben ki sevinç rüzgarları doluydum bir zamanlar sevgi dağlarında, sevgi eserdim gece gündüz yüreklere, yüreklerden dağlara, ormanlara, sokaklara. Şimdi ihanetin kara bulutları kaplamış göğümü, güneşli günlere hasretim ey hayat...

Ellerine kapanıyorum şimdi, anla beni, al beni... Bir sonbahar yaprağı gibi bekletme son yaprakta. Bırak alıp götürsün beni sarı yapraklarıyla sonbahar rüzgarları, yapraklar gibi savurup savurup götürsün uzaklara...

Bir varmış bir yokmuş diye başlar bütün masallar. Ellerim soğuk şimdi üşüyorum, bedenim,dudaklarım buza dönmüş...

Yokumsa beni ey hayat, doğmamış gibi...Sayki hiç yaşamadım, tatmadım, acıyı, ihaneti. Masalım da olmadı sonu mutlulukla biten. Gökten üç elma düşmesini beklemiyorum artık, yorgunum ey hayat, yorgun...
alıntı

30/4/2007

mavi

Mavidir

Mavidir; hayallerimiz , özlemlerimiz ,rüyalarımız, ufuklarımızda hicranla tüllenen şafaklar hep mavidir…

Mavidir; hiç gidemediğimiz limanlar ve hiç gelemediğimiz meçhul diyarlar. Mavidir ötesi ve berisi içimiz ve dışımız hep mavi…

Mavidir; içimizde cıvıldaşan nesimi, ruzigarlarla içimize dolan bir lisanı hafi… Mavidir yitiğimiz,mavidir beklediğimiz.Mavidir özlediğimiz.

Mavidir; yüreğimizin rengi en derinlerin ve hep enginlerin rengi…Bir türlü bitmeyen ve kelimelerle yetmeyen ne varsa anlatmaya mukabil bir türlü denk gelmeyen…

Mavidir; kalbimizin derinliğinde içimizi sızlatan,tınlatan nağmeler…

Mavidir; tutku dolu bakışlar, sermesti bezmine alemin uzanan ve hicranları yüklenen ilahi esinti…

Mavi ;bağrına değen insanın ve dokunduğu su kadar berrak ve varlığın kalbine yaklaştığı bir şeydir mavi…

Mavidir; kalbimize dolan üns esintileri ve ardından yasemenliğe dönen iklimi paki…Mavi ruhun rengi…

Mavidir; içimizin kıpırtıları ve tenhalarda saldığımız sedaların çağıltısı...

Mavidir huzurun rengi; bir tatlı huzur Kalamış kadar uzak değildir mavi kadar yakındır…

Mavdir; her sabah alnımızı öpen şafağa karışıp akşamın mavisine kadar boyandığımız eşsiz gün bestesinin adıdır…

Mavi umuttur, mavi hayattır. Mavi candır ,canandır lisanı hafi gibi ruha dolandır.Elbet her şey mavidir…

Herşey bir mavi kadar uzaktır insana, bir mavi kadar yakın...

alıntı

29/4/2007

mavi

Mavimsi Umut

Hayatımda açtığım bir pencerem olsa ve o pencereden mütemadiyen tahayüllere dalsam o mavileri, enginleri ne hoş olurdu ve oluyorda. Günler ne çabuk, hazan vuran yapraklar misali savruluyor fırtınaya tutulmuşcasına. Bir bir daha iki imiş ya Maviden Umudu çıkarsam nen kalır sanıyorsun? Bir yanda kor var içimde bir yanda Mavi umutlarım yanıbaşımda.Öyle sevdalı, öyle tukulu ve öyle arzulu...Aldığım nefes kadar u/mutluyum maviyle verdiğim nefesler kadar huzurluyum maviyle.


Mavi ve Umut iki sihirli kelime birisi diğeriyle daha manalı, öbürü daha bir edalı.Mavilerimizi çabuk tüketiyoruz. Nedense kaybettikçe ardından ağlıyoruz hep.Ne Mavinin içindeyiz ne de Mavi bizim içimizde,araf denen bir yer ki ne ileride ne de berisindeyiz hayatın.Mavinin adı sanki içimizde malihülya gibi bir teselli derinlerde bir yerde… Ne kadar anlatsan cümleler yitik, kelimeler öksüz manalar kifayetsiz onu.

Bir ses olmalı ;beni çağıran Maviyi duyuran Maviye doyuran bir ses. Ulvi bir nefes. İçimi titreten bir heves sanırsın haykırsam ama öyle değil. Ötelerden çağıran ve ötelerin ötesine açılan kapıları aralayan bir nefes.Ey benim Mavi sevdam ne kadar anlatsam o kadar yoruluyor yüreğim.Gel gel de sende yorulayım; seninle dinleneyim ne olur!

Ne çok tonu var şu Mavinin aşk gibi sarmaşık gibi sarmış sarmalamış her yanımızı… Yürekli ve cesursan kim yıldırır kim yolundan kor seni. Yürüdükçe yorulmadığım MaviUmutlarım var ya.

Şu fani dünyada herşey bir avuç Mavi içinmiş; birazı gökyüzünden saklı, azıcığı denizde gizli ve en çoğu kendimizde, yüreğimizde bilindik yerde değil mi? Mavi içeride ta en derinlerde bir yerde...

Maviye dair bir Umut varsa içinde hala, yaşıyorsun demektir... Sen onunla yaşamasanda ;o senin(içinde)le yaşıyor ya.


İyi ki Mavi var ya…
alıntı

25/4/2007

dua


Allah’ım! Dört şeyden Sana sığınırız: faydasız ilimden, itaatsiz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan.
Rabbim bizleri duası kabul olanlardan eylesin, kötülüklerden muhafaza eylesin, herşeyin hayırlısını versin.
Mü'min'in mü'min'e en büyük hediyesi hayırlı duasıdır

25/4/2007

DUA

Ey Kur'ân'ı indiren Allahım!

Kur'ân ve Kur'ân'ı indirdiğin zâtın hakkı için kalblerimizi ve kabirlerimizi İmân ve Kur'ân nuruyla nurlandır.

Duâmızı kabul buyur ey kendisinden yardım istenen Müsteân! Amin..


25/4/2007

şiirk ve büyük günahlar

Allah’a sirk (ortak) kosmak, insan oldurmek, sihir (buyu) yapmak, namazi terk etmek, zekati vermemek, anne-babaya karsi gelmek, faiz alip-vermek, haksizca yetim malini yemek, Peygamberimiz’e yalan isnad etmek (Hadis uydurmak), ozursuz Ramazan orucunu bozmak, savas meydanindan kacmak, zina yapmak, liderin halkina zulmedip zorbalik yapmasi, icki icmek, buyuklenmek, kendini begenmek, ovunmek, yalan yere sahitlik etmek, livata yapmak, iffetli kadinlara iftira atmak, ganimetten, zekat malindan ve devletten para ve mal calmak, insanlarin mallarini haksiz yollarla almak, hirsizlik yapmak, yol kesmek, yalan yere yemin etmek, yalan konusmak, intihar etmek, hâkimin hukmunde haksizlik yapmasi, kadinlarin erkeklere, erkeklerin kadinlara benzemeleri, hulle yapmak ve yaptirmak, les, kan ve domuz eti yemek, harac toplamak, riyakarlik yapmak, Allah’a ve Resulu’ne ihanet etmek, ilmi gizleme ve sadece dunya icin ogrenme, yaptigi iyiligi basa kakmak, kaderi inkar etmek, insanlarin duymalarini istemedigi seylerini gizlice dinlemek, lanet okumak, devlete karsi cikmak, kahin, buyucu ve muneccimi (falci) tasdik etmek, nusûz (kadinin beyine haksiz yere huysuzluk yapmasi), akrabalarla iliskiyi kesmek, koguculuk yapmak, olenin arkasindan bagirip-cagirip, kendini dovmek, soya-sopa sovmek, haddi asma, baskalarinin hakkini cignemek, silahli isyan yapmak ve buyuk gunahlari kabul etmemek, muslumanlara eziyet ve kufretmek, evliyaullaha eziyet ve dusmanlik yapmak, kibrinden elbiseyi yerlerde surumek (Elbiseyle gosteris yapmak), erkeklerin altin ve ipek giymeleri, Allah’tan baskasi adina kurban kesmek, sinir ve insanlara yol gosteren levhalarin yerini degistirmek ve sokmek, sahabenin onde gelen buyuklerine sovmek, Ensardan herhangi birine sovmek, sapikliga cagirma veya kotu bir cigir acmak, herhangi bir kesici aleti kardesine dogru tutarak korkutmak, bilerek babasindan baskasina baba demek, ugursuzluga inanmak, altin ve gumus kaptan icmek (kullanmak), Haktan saparak munakasa tarzinda tartismak, niza yapmak, hizmetcilerine haksizlik edip zulmetmek, tartida ve olcude haksizlik yapmak, Allah’in azabindan emin olmak, Allah’in rahmetinden umidini kesmek, iyilik yapana nankorluk yapmak, fazla suyu hapsedip kimseye vermemek, hayvanin yuzunu daglamak, kumar oynamak, Harem (Mekke) bolgesinde taskinlik yapmak, Cuma namazini terk edip tek basina namaz kilmak, Muslumanlari gizlice izlemek ve mahremlerini aciga cikarmak
Alıntıdır
konu muttaki açmıştır..kaynak..     www.gencislam.com/forum/showthread.php?t=7420

24/4/2007

bi.set

Bİ'SET

Gönderme. Cenâb-ı Allah tarafından Peygamber gönderilmesi, özellikle Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'in risalet görevi ile gönderilmesi hakkında kullanılan bir terim.
"Bi'set" ve "ba's" kelimeleri mastar olup Kur'an-ı Kerîm'de daha çok bu kökten gelen fiil tiplerine rastlarız. Bunlar üç manada kullanılmıştır:
1- Bir şeyi, bir nesneyi göndermek:
"Peygaınberleri, onlara (İsrailoğulları'na) dedi ki: Allah, Talût'u size hükümdar olarak gönderdi" (el-Bakara, 2/247) ayetinde bu anlamda kullanılmıştır.
2- Peygamber göndermek: "Allah, müminlere büyük lütufta bulundu: Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerine uyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderdi." (Âli İmrân, 3/164) ayetinde bu anlamda kullanılmıştır.
3- Öldükten sonra dirilmek: "Kıyamet kopacaktır, bunda şüphe yoktur. Allah kabirlerdekileri diriltecektir" (el-Hac, 22/7) ayetinde olduğu gibi.
Bi'set-i Nebî: Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamber olarak gönderilişi demektir. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Mekke dönemindeki hayatı iki merhalede incelenir:
1- Bi'setten önceki hayatı,
2- Bi'setten sonraki hayatı. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice ile evlenmesi ve Kâbe hakemliği Bi'setten önce olmuştur.
Bi'set olayı İslâm ve dünya tarihi için bir dönüm noktasıdır.

Şamil İslam Ansiklopedisi
selam ve dua ile