« Önceki |

5/9/2008

Kelimeler...


kelimelerin hıçkırıklarına boğulmuş sessizlik

/neden uzaklar özlem kokar bu kadar,
avuçladığım her şey, neden kanatır yüreğimi…/
ey yakınımdaki can acım,
bir gözyaşının masumluğunda kaldı umutlarım
özledim havada asılı duran sevda kokusunu,
hatta özledim soluk benizli kaldırımların sesini, şikayetlerini
iç sızılarını..

mükerrer hüzünlerle gelir güneş, leylimin seherine,
kelimelerin hıçkırıklarına boğulmuş sessizlik
ve ahirinde duaya bürünmüş nefes…
ey yakınımdaki can acım,
hiç bir söz kıymadı benim yürek mâbedime,
sessizliğim hiç bu kadar yakınlaşmadı isyanın bahçesine…

leylimin sönmeyen yıldızları başka semâları aydınlatmış,
yâr diyen nefesim aklanmazmış artık,
içimde hala yankılanan yâr sesi,
ölümü çağıran bir sevda türküsü,
ey yakınımdaki can acım,
asılı kalan hayatımın neresinden tutunsan ki artık,
tutulduğun aşk, hıfzeder mi ki içimdeki canı
huzurun yanı başında,
can ayazında…
nokta!

Sare Nokta

28/7/2008

Yetimliğimizin Gölgesinde, Özleyen Yüreğimiz...



Aşk ve ölüm iki yanımızda durur
birlikte ve iç içe yürürler hayatın yokuşlarında
biri sonsuza kadar alıngan
diğeri cesur*

…..
/sineme ruhundan üfleyen yâr’in letafetindendir aşk ve ölümün dostluğu, öyle kol kola gezişi… Ve yüreğimin aşk’a özlemindendir bu imrenerek bakışım./

Öteler…
Bağrında gidenlerin aşkları kitabeleşir; ölümün aşk’a okuduğu methiyeler duyulur. Dostlar, aşk adına dokunurlar yalnızca söze. İflah olmayan yüreklerin aşkı konuşulmaz senin semanda; ıslah olan yüreklerin sözü işitilir. yusufî sevdalarla dokunur aşk’ın ölüme nakşı. Yakışır ölümün bağrına aşk, yakışır ötelerin özlemine bu nam.

Meryem…
Aşk’ına ölümü yakıştıran iffet deryası. Hani dünyayı iffetinin ve aşk’ının gölgesinde öldürmüştün de rabbin seni yüceltmişti her iki âlemde; adını kelam’a ve yüreklere nakşetmişti. Yüreklerimiz durmuştu hani o teslimiyetin karşısında. Hani ‘’ben rabbime dua etmekle hiç bedbaht olmadım ki’’** demiştin de mucîb olan’ın yakınlığından emin oluvermiştik. Hani sokulmuştuk yalnızlığımızın mabedine de ümitsizce izlerdik öteleri; aşktan yara almıştık. o zaman bizi diriltmişti ayağa kalkışın, bir dağın başında yalnızlığının bağrında rabbine inancınla İsa’ya ana oluşun; bizi diriltmişti rabbinin iffetini yüceltmesi. Aşkının iradeni hükmettiği yerde rabbin yüreğinin üzerine şefkat elini koydu; umurunda olmadı kötü nefeslerin sana dokunan kokusu, ölümün korkusu. Aşk dedin sustun; aşk dedin eslem oldun.

Meryem…
Öteler senin gibilerin varlığında kıymet buldu; özlendi. Aşk ve ölümün dostluğu hiç bu kadar göze gelmedi. Aşkın, onulmaz yaralarını ölümün ötesi sardı; ölümün ahirindeki yalnızlığına aşk’ın ötelerdeki vefası yetişti. Ve aşk ve ölümün birbirine vefası sende iffeti, rabbine itaati, sabrı, şükrü doğurdu.

Şimdilerde, aşkın derinliğinde ölümün sevdasını göremeyen yürekler ne aşka dokunuyor ne de ölümden söz ediyor. Ölüm ki, ufka çizilen muamma; aşk ki yüreğin ölüme öylece hayran hayran bakışı… İkisi de terk edilmiş, yetimliğimizin gölgesinde.

nokta!

Sare Nokta

2/4/2008

gidenlerin ardından, kalakalmak öylece

/kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner.

 halvette kırk gün-mıchaela mihriban özelsel/

 

 

kayboldum sokağımda dostum,

avcumdan bir bir kayıp gidenlerin ardından giderken.

kayıp gidenler…

ardından bakakaldıklarım….

dostum, gün de kayıp gidiyor avcumdan aslında, her geçen gün hayatımdan kayıp gidiyor. oysa daha hayallerim var benim;  dost olmayı dilediğim yürekler var. almak istediğim meryemî soluklar var, ibrahimvarî dualarım var, yeni bir nesle dair…

dostum, batan güneşin ardından  doğan güne soluksuz başlamak nedir bilir misin? aleme bir başka sûrette gelmek demek, bir başka vasıfla…birilerinin hüznünde solumaktır hayatı, birilerinin elinde yürümektir arzda. ve geç kalınmıştır artık! bedenin bürünmüştür sessizliğe, sensizliğe. ruh’un ulaşştır ötelere, özlediğine. etrafta bir sükût…ve gözyaşları…senin dilediğin gibidir ortalık; kalabalık ki mahşer kadar.

dostum, bilir misin aldığın soluğu vermediğin alemde adın nasıl anılır artık?

bilir misin, bu gözyaşları seni kurtarır mı artık?

….

heyhat!

ayrılık zor imiş dostum…

vardan, yârdan, sana ihtiyacı olan cân’dan…

….

bakıp kalıyorum dostum, avcumdan kayıp gidenlerin ardından. avcumu iyice sıksam -gidişlerini engelleme hayaliyle-; avuçlarım kanıyor mukadderata karşı geldiğim için. avuçlarımı açsam keder doluyor ahiri ayrılık olan hal için.

dostum, bana gidenlerin ardından gitmemeyi öğret!

kalabilmeyi öyle başı dimdik, ayakta; sabırla, şükürle, aşk’la..

bana ağlamamayı öğret; boğazımda bir düğümle yaşarken direnmeyi öğret. hıçkırıklarıma yaslanacak omuz ol. kayıp gidenler, başka surette geldiği vakit, bana dönüşün müjdesini sen ver.

dostluğumuz hatrına, yanımda ol; yandığım vakit içime su serpen ol!

sare nokta!

Mart/2008

 

2/4/2008

içimin cılız sesine ithafla!

dal rüzgârı affetse de

kırılmıştır bir kere…

….

/sokuldum heybendeki aşk’ın bağrına,

içimin cılız sesini dinleyerek,kırılgan bir edayla

mahsunca,

nazla..

içimin cılız sesine ithafla…/

 

ey içimin cılız sesi,

ne de yabancıyım şimdi sana,ne de zalim

vefâsız…

vasıfsızım artık indinde.

dokunuşum yaralar mı seni,

oysa sana ruh üfleyen râfî, bana nezaketle dokunur,

benim mahcûbiyetim o’nun için tevbedir.

benim sedasızca sokuluşum dua…

 

ey içimin cılız sesi,

eteklerimde dünyanın nefesi,

sana yük olur söze dokunsa dilim, elim işe dokunsa

sana ağır gelir sevdalarım, telaşlarım,

ufkunda bir okyanus yakamozu, uzaklığında yâr kokusu

sevdanın kıyısız denizindedir can’ın,

ruhun lisanındadır kelamın..

 

ey içimin cılız sesi,

artık duyayım sesini; sessiz çığlıklarını

susma..

bilirim kırgınlığındandır sesine taktığın prangalar,

sitemin dağlar kadar,

sitemin aşk kadar..

vefâyı bilişin kadardır kırgınlığın,

vefayı benden dileyişin kadar…

sare nokta!

 

16/2/2008

umut heyben aşk ola!

 

kayboldum sokağımda dostum,

eteklerimde hazandan arda kalan yaprakların ağırlığı var, yalnızlık mevsimi zamanın adı…yorgunum dostum; ellerim başımın arasında,  başım ki soru işaretlerinin karargahı…yürüdüğüm yolun görünmüyor sonu, yalın bir aşk’ın peşindeyim oysa ben; bir duanın eşiyim…

dostum, bir kaybolmuşluk mu bu derinden gelen hüzün?  bir sonsuzluk özlemi mi? bir yar dokunuşu mu yüreğimdeki bu sıcaklık, bir kavruluş acısı mı? arayan için belirsizlikler, aslında aşikar olan’a yoldur bilirim…

dostum, aramak nedir?

aramak, arandığını hissetmek midir?

dostum, vedûd olan bizi arar değil mi?o, ârafta bırakmaz imiş yüreği aşk frekansında atanları…ârafta bırakmaz imiş arayanları…ve gayret edenin gayretini himmete, aşk’a yol edermiş. dostum, halden anlayanlar kelamlarında aşk’tan umudun heybesi olarak bahsederlermiş.

heybelerine aşkı koyanlar, aşk’ın umudu beslediğine şahit olmuşlar ve aşk’ı tarife koyulmuşlar: umudun heybesi diye…

dostum, besleyesin umudunu aşk ile…

dua eyleyesin….

sare.nokta!

7/2/2008

 

bir kentin yalnızlığında özlediğim yar,

yollar hep sana çıkardı aslında;

yorgunluk bilmeyen yüreğimle yürüdüğüm vakit,

gecelerin sessizliğinde alemin sana olan acziyeti ses olurdu,

sokağın bitmeyen telaşı, hep bir fani oluşun hikayesini anlatırdı.

 sonra ağaran gün meydan  okurdu gecenin karanlığına,

gün-eş’in karanlıkla savaşına şahit  şimdi gün…

ve yüreğim vareden’in nizamına şahit.

ah huzur!

bir secde yeter  şimdi bana…

karanlıklara inat!

sare nokta!

 

20/1/2008

kayboldum sokağımda dostum...

 

 

kayboldum sokağımda dostum….

kaldırımların soğuk bakışları içimi üşütüyor; yoksun yanımda…ışığı sönmüş evlerin, sessizlik sesi olmuş mahallenin.herkes sus pus; herkeste bir soluksuzluk, soluk bir beniz…

 

buralar neden hüzün kokar ki dostum; alem yaratılırken bir buruk hal üzerine yaratılmış; insanın yalnızlığı ta o zamandan belliymiş…insanın hep özlemlerle yaşayacağı belliymiş evvelinde…buna rağmen sevmiş insan hayatı, hayranı olmuş bu alemin, bazıları da kölesi olmuş bu dünyanın…

 

heyhat! dostum ne garip değil mi? hayat dediğin bir lahzacıktan ibaret iken ona duyulan sevgi zamanların, mekanların yöneticisi olmuş; insanlar dünyaya bağlanıp ölüme meydan okur olmuşlar. ayaklarının altındaki arzı yüceltip arş’ın azametine kör kalmişlar. parmaklarıyla güneşi göstermişler ama güneşten çok,ona işaret eden parmaklarını güzel bilmişler. kaleme, kelama dokunup güzel’den bahsetmişler ama bahsedileni değil bahsedeni sevmişler. aşk’tan söz eylemişler, asıl aşık’ı unutmuşlar…çok özlemişler, özlemleri içlerini kavurmuş ama kavrulan yüreklerinin sesini duyamamışlar…

 

heyhat! dostum…buralar çok yalnız; buralar buruk…bir ümmet bir’i arıyor aslında; kıvranarak…

sare nokta!

3/1/2008

tevekkülden tefekküre...

b....

bir tevekkülün tefekküre uzanan boyutunda, yüreğime yar bildiğimden bir fısıltı gelir;

.....

'sen şartlara teslim olmaz da gayretini yüksek tutarsan;

yar'in şartları senin dilediğin yönde değiştirir....'

....

Allahu a'lem!

sarenokta!

 

2/1/2008

yağmur

 

 

 

.....

aşkın serabı var dünyamızda,

rüyalarımızda yaşarız özlediğimizle vuslatı.

......

 uyanırız, dilimiz damağımıda...

......

ey aşkın rüyası,

bitmeyesin....

bitme/me/lisin...

///sare nokta...///EyvAllah...sare bu güzllikler için

 

 

 

Bağlantılarım