« Önceki | Sonraki »

2/4/2008

gidenlerin ardından, kalakalmak öylece

/kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner.

 halvette kırk gün-mıchaela mihriban özelsel/

 

 

kayboldum sokağımda dostum,

avcumdan bir bir kayıp gidenlerin ardından giderken.

kayıp gidenler…

ardından bakakaldıklarım….

dostum, gün de kayıp gidiyor avcumdan aslında, her geçen gün hayatımdan kayıp gidiyor. oysa daha hayallerim var benim;  dost olmayı dilediğim yürekler var. almak istediğim meryemî soluklar var, ibrahimvarî dualarım var, yeni bir nesle dair…

dostum, batan güneşin ardından  doğan güne soluksuz başlamak nedir bilir misin? aleme bir başka sûrette gelmek demek, bir başka vasıfla…birilerinin hüznünde solumaktır hayatı, birilerinin elinde yürümektir arzda. ve geç kalınmıştır artık! bedenin bürünmüştür sessizliğe, sensizliğe. ruh’un ulaşştır ötelere, özlediğine. etrafta bir sükût…ve gözyaşları…senin dilediğin gibidir ortalık; kalabalık ki mahşer kadar.

dostum, bilir misin aldığın soluğu vermediğin alemde adın nasıl anılır artık?

bilir misin, bu gözyaşları seni kurtarır mı artık?

….

heyhat!

ayrılık zor imiş dostum…

vardan, yârdan, sana ihtiyacı olan cân’dan…

….

bakıp kalıyorum dostum, avcumdan kayıp gidenlerin ardından. avcumu iyice sıksam -gidişlerini engelleme hayaliyle-; avuçlarım kanıyor mukadderata karşı geldiğim için. avuçlarımı açsam keder doluyor ahiri ayrılık olan hal için.

dostum, bana gidenlerin ardından gitmemeyi öğret!

kalabilmeyi öyle başı dimdik, ayakta; sabırla, şükürle, aşk’la..

bana ağlamamayı öğret; boğazımda bir düğümle yaşarken direnmeyi öğret. hıçkırıklarıma yaslanacak omuz ol. kayıp gidenler, başka surette geldiği vakit, bana dönüşün müjdesini sen ver.

dostluğumuz hatrına, yanımda ol; yandığım vakit içime su serpen ol!

sare nokta!

Mart/2008

 

2/4/2008

içimin cılız sesine ithafla!

dal rüzgârı affetse de

kırılmıştır bir kere…

….

/sokuldum heybendeki aşk’ın bağrına,

içimin cılız sesini dinleyerek,kırılgan bir edayla

mahsunca,

nazla..

içimin cılız sesine ithafla…/

 

ey içimin cılız sesi,

ne de yabancıyım şimdi sana,ne de zalim

vefâsız…

vasıfsızım artık indinde.

dokunuşum yaralar mı seni,

oysa sana ruh üfleyen râfî, bana nezaketle dokunur,

benim mahcûbiyetim o’nun için tevbedir.

benim sedasızca sokuluşum dua…

 

ey içimin cılız sesi,

eteklerimde dünyanın nefesi,

sana yük olur söze dokunsa dilim, elim işe dokunsa

sana ağır gelir sevdalarım, telaşlarım,

ufkunda bir okyanus yakamozu, uzaklığında yâr kokusu

sevdanın kıyısız denizindedir can’ın,

ruhun lisanındadır kelamın..

 

ey içimin cılız sesi,

artık duyayım sesini; sessiz çığlıklarını

susma..

bilirim kırgınlığındandır sesine taktığın prangalar,

sitemin dağlar kadar,

sitemin aşk kadar..

vefâyı bilişin kadardır kırgınlığın,

vefayı benden dileyişin kadar…

sare nokta!

 

16/2/2008

umut heyben aşk ola!

 

kayboldum sokağımda dostum,

eteklerimde hazandan arda kalan yaprakların ağırlığı var, yalnızlık mevsimi zamanın adı…yorgunum dostum; ellerim başımın arasında,  başım ki soru işaretlerinin karargahı…yürüdüğüm yolun görünmüyor sonu, yalın bir aşk’ın peşindeyim oysa ben; bir duanın eşiyim…

dostum, bir kaybolmuşluk mu bu derinden gelen hüzün?  bir sonsuzluk özlemi mi? bir yar dokunuşu mu yüreğimdeki bu sıcaklık, bir kavruluş acısı mı? arayan için belirsizlikler, aslında aşikar olan’a yoldur bilirim…

dostum, aramak nedir?

aramak, arandığını hissetmek midir?

dostum, vedûd olan bizi arar değil mi?o, ârafta bırakmaz imiş yüreği aşk frekansında atanları…ârafta bırakmaz imiş arayanları…ve gayret edenin gayretini himmete, aşk’a yol edermiş. dostum, halden anlayanlar kelamlarında aşk’tan umudun heybesi olarak bahsederlermiş.

heybelerine aşkı koyanlar, aşk’ın umudu beslediğine şahit olmuşlar ve aşk’ı tarife koyulmuşlar: umudun heybesi diye…

dostum, besleyesin umudunu aşk ile…

dua eyleyesin….

sare.nokta!

7/2/2008

 

bir kentin yalnızlığında özlediğim yar,

yollar hep sana çıkardı aslında;

yorgunluk bilmeyen yüreğimle yürüdüğüm vakit,

gecelerin sessizliğinde alemin sana olan acziyeti ses olurdu,

sokağın bitmeyen telaşı, hep bir fani oluşun hikayesini anlatırdı.

 sonra ağaran gün meydan  okurdu gecenin karanlığına,

gün-eş’in karanlıkla savaşına şahit  şimdi gün…

ve yüreğim vareden’in nizamına şahit.

ah huzur!

bir secde yeter  şimdi bana…

karanlıklara inat!

sare nokta!

 

20/1/2008

kayboldum sokağımda dostum...

 

 

kayboldum sokağımda dostum….

kaldırımların soğuk bakışları içimi üşütüyor; yoksun yanımda…ışığı sönmüş evlerin, sessizlik sesi olmuş mahallenin.herkes sus pus; herkeste bir soluksuzluk, soluk bir beniz…

 

buralar neden hüzün kokar ki dostum; alem yaratılırken bir buruk hal üzerine yaratılmış; insanın yalnızlığı ta o zamandan belliymiş…insanın hep özlemlerle yaşayacağı belliymiş evvelinde…buna rağmen sevmiş insan hayatı, hayranı olmuş bu alemin, bazıları da kölesi olmuş bu dünyanın…

 

heyhat! dostum ne garip değil mi? hayat dediğin bir lahzacıktan ibaret iken ona duyulan sevgi zamanların, mekanların yöneticisi olmuş; insanlar dünyaya bağlanıp ölüme meydan okur olmuşlar. ayaklarının altındaki arzı yüceltip arş’ın azametine kör kalmişlar. parmaklarıyla güneşi göstermişler ama güneşten çok,ona işaret eden parmaklarını güzel bilmişler. kaleme, kelama dokunup güzel’den bahsetmişler ama bahsedileni değil bahsedeni sevmişler. aşk’tan söz eylemişler, asıl aşık’ı unutmuşlar…çok özlemişler, özlemleri içlerini kavurmuş ama kavrulan yüreklerinin sesini duyamamışlar…

 

heyhat! dostum…buralar çok yalnız; buralar buruk…bir ümmet bir’i arıyor aslında; kıvranarak…

sare nokta!

3/1/2008

tevekkülden tefekküre...

b....

bir tevekkülün tefekküre uzanan boyutunda, yüreğime yar bildiğimden bir fısıltı gelir;

.....

'sen şartlara teslim olmaz da gayretini yüksek tutarsan;

yar'in şartları senin dilediğin yönde değiştirir....'

....

Allahu a'lem!

sarenokta!

 

2/1/2008

yağmur

 

 

 

.....

aşkın serabı var dünyamızda,

rüyalarımızda yaşarız özlediğimizle vuslatı.

......

 uyanırız, dilimiz damağımıda...

......

ey aşkın rüyası,

bitmeyesin....

bitme/me/lisin...

///sare nokta...///EyvAllah...sare bu güzllikler için

 

 

 

2/1/2008

duâ’dan başka yaslanacak omuz bulamamak!

kayboldum sokağımda dostum...

yola yalnız çıkmak zorunda kalmak ne demektir bilir misin sen? dua’dan başka yaslanacak omuz bulamamak âlemde; yaslandığın omuzların bir’e yaslandığını görememek..adımladığım mekan bir gün aşk’tan soracak diye korkarım dostum, o zaman nazarım düşecek ayak uçlarıma, yüreğim hüznü giyecek belki de...

 

dostum, ben Allah’ı “yâr“ bilenlerle olmayı özlüyorum; ben yar’dan yara almayanların sevgiden iştiyakla bahsetmesini diliyorum...yar’ini doğru tayin edenlerin yakınlığında, en yakın’a yakın olmak istiyor belki de içimde ebed’i özleyen.

 

dostum, bir ehad’dan südûr olur ya kâinat ve insan da bir kâinattır ya bundan olsa gerek her hücremde başka yönden rüzgârlar eser; her hücremde ayrı bir mevsim. birinde hazan, diğerinde bahar; her hücremin yaşadığı mevsim yüreğime bir iz bırakır..bir köşede hazandan kalan kuru yaprakları süpürürüm; bir köşede baharda açan güllerimin bahçıvanlığını yaparım; bir yanda düşen kar tanelerini indiren meleklerle hasbihâl ederim; bir tarafta yağmur’a özlemimi anlatırım; bir tarafta ağustos sıcağında üşürüm. ben mevsimeri yüreğimde yaşarım; dışarımdan bîhaberce..

 

dostum, sokağımın mevsimine ad koyamıyorum; ama mevsimime yakışan  rengi biliyorum..sıbğatallah!...boyanabilirsem; boyandığım renkte göreceksin beni, boyadıklarım rengimden aksedenler olacak!

 

dostum, her mevsimde güzel’den eser aramak(ta)dır huzur; aradığımız bu aslında. sızımız her mevsimde, geçen mevsimi özlemekten. sızımız, vakti ziyan etmekten; geçen vakti fethetme gayretimizden...sızımız, yaralarımıza -onarmak niyetiyle- hoyratça dokunuşumuzdan..

 

dostum, gelip de mevsimlerimdeki güzel’i göstersene gözlerime...

dostum, nazarıma güzel’in süzgecini taksana..

dostum, yaralarıma nazikçe dokunsana...

sare nokta!

 

 

2/1/2008

yakınlığımla yakın olurum yâr'e...

 

/ben “can’ım benim” der susarım…

sevgiyi çekerim içime!/

….

   ey can,

dokunsan ağlarım artık; sözlerin yüreğimi kırdı sanmayasın…ben seni üzmekten korkarım. ellerimden kaçıp giden bir balık misali, yüreğimin kıyısından kayıp gidersin diyedir yüreğimin korku frekansında atması…

 

   ey can,

bilir misin gözlerimin derinliğindedir anlatmak istediğim; gizlediklerimdedir ayaklarıma kuvvet veren giz. gizlediklerimdir anlamlı kılan yüreğimi, yürüyüşümü…bilir misin gözlerimde yüreğim kadar alemi hapsederim ben, yüreğim kadar …

 

   ey can,

dokunsan ağlarım artık, sevincim yüreğimde saklı…lisanıma şükür yakışır benim. hüznü sevişimdendir gözlerimdeki masûmiyet…hüznü, duama burak bilişimdendir ona yakınlığım…

 

   ey can,

bilesin ben rabbime dua etmekle hiç bedbaht olmadım!

ağlarsam sevinçtendir…

ağlarsam şükrü eda edişimdir bu…

ağladığım vakit duaya şahit olursa an, şikayetim olmaz yar’e, yüreğim şikayet etmez senden..

 

   ey can,

bilesin,

ben mahsûn olmakla mahrûm olmam;

sana yakınlığımla yakın olurum yar’e…

/inşallah/

 

  SARE nokta!

   mart 07