« Önceki | Sonraki »

31/12/2007

bugün buralar bir mahsun

 

 

 

/bir mağaraydı;

seven sevdiğini kaybetmekten korktuğunu söyledi;

sevilen teselli etti;

‘üzülme…’ dedi.

ve sevilen göçüp gitti…

o zamandan beri mahsunluk dokunuyor,

sevenler teselli arıyor…./

…..

 

 

 

bugün bir mahsun buralar;

dışım, içim kadar sessiz.

kelimelerimin bir bir hicret edişini izliyorum;

geride kalan sükutumun silüetime yakışmasını dileyen yüreğim,

geriden kalan, özlemlerimin kıvılcımları….

 

bugün bir mahsun buralar;

yağmur var dışarıda; şehrin siması gülüyor.

toprağın hasreti kokuyor sokaklar,

ama insanlar kaçıyor…

donuyor suretlerde tebessüm;

simalar soğuk soğuk bakıyor birbirlerine….

 

bugün bir mahsun buralar;

can’a kavuşanın heyacanını kimseler dinlemiyor,

kimseler paylaşmıyor mutluluğunu, derdini,

kimseler ağlamıyor birbirinin ardından,

kimseler uğramıyor hüznün konuk olduğu hanelere,

kimselerin seveceği kimsesi kalmamış;

kimse sevginin bedelini ödemeye yanaşmıyor.

 

bugün buralar bir mahsun,

çöl  kadar yalnız kitapların lisanı,

sevilmenin sevinciyle dokunulmamış belli ki satırlarına,

belli ki hazanı yaşar sayfalar,

 

bugün buralar bir mahsun,

hayatını avcunda ufalayıp, rüzgara savuran

ardından da yaslar yakan kişilerin sesleri duyuluyor,

nefeslerde nedamet kokuyor,

nefesler can’a hasret…

 

sare nokta!

 

31/12/2007

çölde bir iz var....

 

 

 

aşk, aşk’ı hakkıyla dileyenlerin diyarına hicret etmiş; ensarlarının yüreğine inşirahı yaşatmaya gitmiş…

geride kalanlar yetimliğinden bihaber kalmışlar; iç acılarının yetimliklerinden olduğunu bilememişler. geride kalanlar sol taraflarının, aşk’a olan özlemden sızladığını anlayamamışlar. onlar, aşk’ın dileyen’e, özleyen’e vefasını anlayamamışlar.

aşk…

ey, yar’e en ziyade yakışan,

geride kalanların her şeyi yetim kaldı aslında;

sözleri yetim; yar’e dokunmadan, yürek ikliminden geçmeden dudağa dokunur; muhatabının yüreğine yaralar açar…

sükutları yetim; duaya burak olmaz; tebessümü setreyler.

geceleri yetim; bir boyun eğişe şahitlik etmez; bir yorgunluğun ahirinde gelir ve geçer…

günleri yetim; halleri aşk’ı örmez; günlük telaşların gölgesinde kalır; aik’ın güneş olması bir şey ifade etmez onlar için.

ey aşk!

ey vefanın sadık dostu; inşirahın hira’sı

geride kalanların yetimliğini hatırla; vefasızlıklarını cehaletlerine ver. sen bir yüreği dahi bıraksan orası artık talan olur; bir çorak toprak misali…bir çöl misali…oysa bir yürek değil binlerce yürek gerilerde kaldı.

ey aşk,

bilir misin buralara yetimlik çok dokundu; özlediğimizin sen olduğunu hissettir de gel artık…

sana vefa yakışır; bize acziyetin yakıştığı kadar.

sana cömertlik yakışır; bize ‘dileyen’ vasfının yakıştığı kadar.

sana dönmek yakışır; dönmek ve geride kalanların yüreğine inşirahı yaşatmak…

ey aşk;

gel ….

günümüze, gecemize, sükutumuza, kelamımıza mana kat…

gel….

/…çölde bir iz var;

belli ki aşk geçmiş buralardan,

çünkü çöldeki tek mahfuz iz aşk’ındır…./

nokta!

 

 

 

31/12/2007

ellerimin ucundadır yüreğim...

 

ellerimin ucundadır hayat,

kaçırılmış bir çocuğu kurtarmaya niyetleniyorum,

kaybettiğim tüm varlarıma inat.

bir mücadele tutkusu sarıyor yüreğimi,

ilk defa bu kadar güçlüyüm,

tüm yorgunluğuma inat.

ellerimin ucundadır hayat,

güc’e dayanışımdandır cesaretim, umudum…

 

ellerimin ucundadır aldığım soluk,

nefesimin semaya dostluğu kadar yaşıyorum,

yaslandığım omuz, bir vefalı yar ise,

dokunduğum sevgili bir sıcak kucak oluyor.

 

ellerimin ucunda olsun can suyum,

su, vakt-i seherde akarmış can’a yakın olana.

rahmet denirmiş o dem suya,

susa(ya)n toprak hayatla vuslat bulurmuş.

melekler niyaz ederlermiş yüreği hüznü sevenlere,

rahmeti dileyenlere…

 

ellerimin ucundadır yüreğim,

bazen dokunur kanatırım,

bazen okşarım,

bazen özlerim yakınlığına rağmen onu,

bazen içime çekerim yetimimi….

ellerimin ucundadır yüreğim;

yüreğim duamdır, duam yüreğim!

sare nokta!

 

ekim 2007

31/12/2007

yakıştığın alem seni özlesin...

 

 

yüreğimi bayrama hazırlıyorum;

ellerimle sarıyorum aldığı yaraları,

ellerim ki kendi açtığı yaraları sararken utanıyor…

sözlerimle umut va’dediyorum;

verilen yalancı sözlere inat…

sıcak bir kucağı  özlüyorum;

gecenin soğuğu tenime dokununca

bağrım diken oluyor yüreğime.

 

yüreğime ‘bayram’ diyorum sessizce,

kırgın bir nazarın muhatabı oluyorum,

susuyorum…

…..

nazarından okuyorum;

‘yakışmadığım bir alemin çocuğuyum ben,

bundandır ki yakışmıyor bayramın sevinci bana,

yakışmıyor içten bir tebessüm simama,

ve yakışmıyor sevmek bana, sevilmek bana…’ diyor

 

ve sükut….

yüreğim, yakıştığın alem seni özlesin…

amin

….

sare nokta!

26/12/2007

Elif aşk hatrına

elif” karanlıkta oturuyordu

bir “be” bulsa, açılacaktı yolu;

ama sırdı “be”

“elif” sırrın varlığını bile bilmiyordu

oysa gelmesi gerekiyordu be’nin…

gelmesi ve

ayağına düşmesi elif’in.

nazan bekiroğlu

/ cam ırmağı-taş gemi/...

 

 

 

 

 

  

 

 

her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelam’ını başlatır bir “elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar. kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir; bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçtiğin gün,  be’nin yakınlığına el çevirdiğin gündür; aşk’ı anlatan bir cümle başlamaz artık…yusuf’un kıssası başlamaz artık; karanlık bitmez, kuyudan çıkmaz bir sultan; züleyha’nın yüreği aklanmaz aşk’la…

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçtiğin gün, onulmaz yaralar açılır yüreğine; varlığından bîhaber olduğun o belde-i ahsen’e…artık sen hüzün mevsimini yaşarsın her dem; inşirahı dileyen dilin yorulur, aşk’ı dileyen yüreğin yorulur. inşirahı dilersin her dem; zikri özleyen gecelerin şikayetini duyar kulakların, dilin damağını özler…dilin  yâr’in adını özler; nefese dokunmayı özler…

 

            elif…

            yâr’sızlığı seçersen, be’nin yanında olduğunu hissedemezsin. aşk’ı anlatırlar sana, vasfının “arayan” olduğunu  anlayamazsın. girdiğin her sokakta oyalanırsın; be’nin sokağına varmaz ayakların; aşk’ın sokağına varmaz…

 

            elif…

            senin cümley(l)e aşk’ı anlatman  lazım; be’yi bulman lazım…be’yle olman lazım!

elif…

aşk hatrına yâr’e yakın kıl yüreğini….

sare nokta!