4/9/2008

Bu gemi nereye gidiyor usta






Bu gemi nereye gidiyor usta?

 

İçim boş, gemiler boş...

 

Zamana dolandıkça tekliyor hayat...............

 

Kaydırılıyorum sehpalardan,yağlı bir ilmek gerdanında süs sevdamın.. Tuzaklar kuruyorum martıların kursağına,bir kere de benim için ağlayıversinler mavi sulara... Gözlerinden akan her damlanın vebalini hakediyor vicdanım,ilk kez sana değil kendime isyanım!..

 


Tenime işlemiş tırnaklarımı çekiyorum daha çok kanamak için...

 

 

 İçim geçiyor, soğuk kanım sızdıkça göğsümden aşağı. Can kurtaran yok mu? İçim akıyor diyorum,

yok mu beni içimden çekecek bir düş?

 


Bu gemi nereye gidiyor ustaaa?



Dilimde hüzün nakaratlı bir türkü, ki ben en çok nakaratları seviyorum...

Bir rüzgarın sırtına vurup yolladığın kokun ciğerlerime değdi,sen alıp ben veriyorum her solukta...

 


Saatler bu a'nı vursa da , biliyorum az sonra dün olacak ve adın takılıcak yelkovana.. Sonra sinsice bir akrep düşücek peşine.. Köşe bucak kaçma zamandan, bir gün saatler yarını vurucak!

ve yeni bir gün, yeni bir kovalamacanın girdabında sıkışacak sözlerin ve gözlerin düşecek düşlerime..

 Oysa ben, çoktan düşmüş olacağım hiç bir zaman diliminden..

 

 


Bu gemi nereye gidiyor ustaaaa?

İçimdeki boşluklardan peydahlanan vuslatına gebeyim...

 


Sen varsın ki yaşıyorum ve yokluğundan nasıl yaşamlar biriktirdiğime şaşıyorum...

 Oysa bak, bir ömür değil alnımda yazılan bir an'ın hatrına, bir anının ardına yapışıp bileklerimden sürülüyorum hayata... Beş kuruş etmem köle pazarlarında satılsam, çünkü içim boooşşş...

Peki bu gemi nereye gidiyor ustaaaa?

 


Ağıtlar kırılıyor saç tellerimde,kaşlarımın arasından sızıyor gözlerin,gölgen düşüyor elalığıma... Yine kızıl alevler saçıyor bakışların sevdalara. Ürkütüyorum kendimi, oysa bu gözler benim değil ki...



Ellerim karıncalanıyor yokluğuna tutunmaktan... Sonra karınca sürüleri hücum ediyor beynimdeki izsizliklere...
 


Ve filmin sonu...

Boyumdan büyük bir boşluk sahnede...

Durulmayı bilmiyor içimde gelgitlenen mavi,dudaklarında beyaz bir yelkenli...

 

Peki  

bu gemi nereye gidiyor ustaaaaaa?

 

 

 

züleyha çay   ^^denizkızı^^

28/7/2008

ölümden önce beşiği aşk/la kertilene

( ölümden önce beşiği aşk/la kertilene.. )



Korkuyorum henna’, sana değen kalem aşk kesilecek!

Konuşursa kelam, seni onlarda sevecek.

 

 

Sana mı düş/tü henna , düşmek dile? Bir gül iken evvel, rayihanla neşveyledi kıyamet bile!

Sen ki başımın tacısın! Baş ki, önüne akmış boş bir tas, c/isminle muamma... Tepeden tırnağa aşk kesildim , sorma! Aşk ki , her başa ayrı bela. Bela da imtihandan gelmedir cana. Öyleyse dövelim mi iştiyakımızı dualayla? Bil ki aşk,  iki cami arası beynamaz , gözlerimizin farziyetini  mübah bilen! Ki aşk değil midir, sütten kesilmeden büyüyen sübyan. Eyvah , daha doğmadan yetimlikle mi imtihan olunacaktı yavrumuz henna'm. Bak, işte yağmur, ılık ağlamaklı gözleri aynı sen…  Sarıl/sana sırılsıklam! Ta tut bizi, ya bırakma! - ilk rüzgarla uğra - lütfen…

 

 

 

Buyur ...Yol senin ... Ölümden git  henna’, ardın sıra meyilliyim.

En çok kendime dürüstüm bilirsin, yalancınım işte . Özledim,  altını çiz! Adın  mahrem kılınmış madem, bu ‘na’ faslı nerden düştü hecenin sol yanına .  Kutsa , ömür helaldir sana. Tut, canım çıkar, tut can çık/ar,  bir can kaça çıkar ? Toplasak, çift dil yanığı bir yar(a) ederdi ama, kan tutar beni henna’, tut , kanar!

 

 

 

Altı üstü hayat işte, bu nasıl keşişleme henna’?  

Ölmek dediğin, ödünç bir soluğu iade değil de ne? Ve yaşamak; ölüme kaçamak, ölümcül kaçak! İblisin kitabetince karma, oysa asıl dersiz topsuz olan yaşanamamışlıkta… Neden bu kadar zor henna’, üç günü günün sahibine hibe? Künyede kul iken, ne bu kendimizi hiçlikten ziyade bilme. Seni senden ibaret bilme, senden ötede bir ben, benden öte bir bilen’i bil önce. Sonra gel, maksudumu dinle!

Dağıldık yine henna’ , topla hüznümü, ayrılık işkillenmesin!

 

 

 Kilitli kapı... Sesim yetişmiyor paslı sürgüye , emredişlerimi pervasızca eşik altından aşırıyor aşk! Önce beni düş henna’, önce ben bir düş(üş)! Ve ahirinde sen, kaç yüz görümlüksün uykudan firari sızdığımız helum gecede? Ey gözleri gönül urbasında unutulmuş huri ziyneti, eğil biraz yamacıma,  - bitme diyorum sana.. dilime gömdüm seni.. sadece öl henna’- …

 

 Tutunduğum dalın hürmetine,  inzivada sabr soluyan bikrlerin sahibine , kuşları yuvalarında rızıklandırana  andolsun ki, içimde çıkarsız bir araf’sın henna’, O’ndan geri benden öte… Sen hangi kıssadan düştün hisseme, nar’ı bilir misin? Öyleyse aminle aşkı, geç benden henna’, aşka maşuku kurban eylemek için çok geç! İddetini bekliyor yalnızlık, nafakamı kesti vehleten. Senin yoksuluna dünya loş bir kuyu henna’, boş bir kuytu. Anneli ağlayışlarımdan geçeli yıl üstüne yol oldu.

Bana annem gibi bakma henna’, korkuyorum, sahibim hak koyacak araya!

 

 

 

Ey  son nefeste gözlerime işveli perde olan nefs billuru!

Ey mekruh ibadetin şaibeli ecri  ! 
Günde beş vakit çağırırken huzura Halîk , ne haddine ki her nefeste üç kez sesliyorsun kapına. Estağfurullah , kulluktan aciz olan  sana kul olmayı nasıl becersin? Hadi beni yar/at! Parçala şiltesini gözlerimin! Mumla değil henna’, parmaklarımı avucunla hırpala! Yap/boz , toplama benliğimin kimyasını. Seni sana kur, seni bende kuruntula. Ayıkla aşka çalan yanlarımı, kurtlandı yasak elma. Gözümü diktim henna’, yeter ki bekleyenim ol Arafat ta.
 
Seni sevecek kadar şeytana uydum! Şeytana uyma , s/al beni henna’…

 

 

Ahh ne yanından tutsam adının , felahıma mai aşksın ! Sen , işraka doğ(rul)muş en katmerli günahsın! Bil ki, mesti hayranınım nar-ı ayazda! Yandım ve yandım! Ya sen henna’, ya ; illa sen! Ey şifa marazlı ahsen! Özlemek, çıldırmanın önsözü, en d/okunulası mahfî saifesiyse ölüm kitabetinin, ısla parmağını aşk/la, çevir ömrün dalını !  Böylesi iğfal ah ne arsızca! Oku beni hatmet , ruhuna bağışla ! Tozumu al, üfle cürmüme sesini  henna’..

 

 

Yaşamak için gerektin sen... Peki ya şimdi vuslatın gerdeğinde , ölüme peçe indirmekte neyin nesi henna’?

Andolsun ki,  sen ölümce güzelliksin..

 

Aşka nikahının mihri  ölümse, ve ölüm senden öte güzellikse;

 

boş'ol!

boş'ol henna’!!!

..

son talak aşkta!

 

 ( adın yoksa, adımın ne hükmü var hayata..........)

 
 
 
züleyha çay

 

28/7/2008

------ Yanakların Üşümesin Diye Mi Ağladın Efsa' ? ------

geceydi… bir düşe düşmek bu kadar mı zor efsa’ ,

ve bir ölüm bu kadar mı düş?

 

Nakarat  nakarat yalnızlığımdan seni besteledim, ah bu tını beni öldürmüyor da efsa’!

İstanbul’dan önce ben ağladım sabahında… Sözlerim kan çanağı, hüznüme ekmek doğrama! Dün gece üşüdüm de çok, kuşlar mı söyledi efsa’? Kalbimiz vardı evet titreyince bil(diril)dik… Sızlanmak de neymiş, eyvah eyvah öldük mü yoksa? Topuğumuzdan çekilen narin can değil de ne? Seni yaşatmak için çareyse, biz mi ölseydik? Söyle, neye yarardı ki, son soluğunu yutmuşa? Bir can kaç soluk ederdi gözlerimizin yamasına? Soldu dilimin gülü efsa'.  Su; bir kursak geçimi su, acı(mı)  yedirildik!

 

 

 

Bir mum yaktım geceye… Üfle(me)!

Hişşş…  sen ses etme ,  melekler sus kesiliyor iki dudak arası emrine. İncinmesin gönlünün nazı, ben yüzdürürüm kağıt gemileri bileklerinde. Bir sarışın geceydi ağlay(t)ışların, esmer kaldı göğ(s)ümde…

Ve efsa…

Ve masum …

Ve ahh…

Saçların niçin vardı ki senin  ve gözlerin! Kimseler bilsin işte, senle diye ölümü de özlerim! Eyy  seni, en seni ben de sevdim. Bir tebâreke saldım ardına, işittin mi huri güzelim? Ah efsa ahh… Şimdi uzanmışsın boylu boyunca bir mezar taşı keyfinde misin..?

Özlemek de var mı cennette, öyleyse en çok beni……………….

 

 

Sus/tum…  Bildi ki arz niçin susulacaklar.  Adınla gelen baş göz üstüne efsa’,  yok mu o diyardan bir haber yangın sineye? Eyvallah olsun kahrına, narına, sitemine. Dudak bükersem Azrail’e hak ola(yd)ım senden önce!  Bir mum, bir de su, dile gel hangisine meyledeyim?  Önce yak , önce ver ateşe külümü, ki hiçliğim bileyim. Allah’tan korktum efsa’,  adında! Adımla korkma , yol dediğin eni boyu sen. Sen ki; hasret, sen ki; vuslata kasem! Doldurma çilemi efsa’, hükmündeysem.

  

 

 

Ört üstünü hadi, üşüyecek rahmindeki…

 

Tek kişilik masalarda bizden öteye kurul. Az beni dinlen, Firdevs yamacında yorulmadın mı zevkten? Bil ki burada iki adımda bir sen,  on üç adım dört duvar mahsen! Son göçün müydü ki efsa’ yetişemedik kanadına! Pencerelerini sıkı kapama gök kubbenin, fısıltın varmıyor kıyılarıma.  Seni hala seviyorsam yaşamadığımdandır efsa’. Bilirim ki sen haz etmezsin dirilerden, bu yüzden efsa’,  işte bu yüzden önce öldüm! Seni seçtiler , çünkü sen kuldan da  öteydin. ‘Sen biraz az bekle’ dedin, az/dım en çok bekledim . Bir kelam et efsa’ önümdekilere, çıktı canım beklemeden geçeyim!

  

 

Ve efsa’ ve mum ve kevser suyu gözlerin. Söyle hangi peygamber duasısın sen ? Kimler azarladı seni uykunda? Sabahına ağlama efsa’, melekler içleniyor.

  

 

 

Bildi(rildi)m şimdi efsa, aşk değiyor ömre sadece, el/değmiyor!

Seni gönle kondurana kurban olayım ki üç yeminin sonunda da sen! Ve aşktan gelmesin ki üç kitabın izninde esamen! Ahh bu kadar aşk olmayasıca..Merhametsiz değildi  billur suretine nazar eden ilk melek… Seni benden çok sevdi !

 

 

 

Olmuyor efsa’ olmuyor,  sana ten boyu dokunulmuyor! Kefeni libasın öylesi hoş durmuş ki çocuksu endamında… Bari ekşit suratını, yine takılmasın ölümün hevesi suretine...Sahi, gözlerinin değdiği yerde görünmeyen mi var ki dalgınsın pencere kenarında… Gözlerime saçlarını sür efsa’, bakıpta gör(e)miyorum! Sesleri geliyor oysa… Üç melek efsa’; su, sürme, ölüm kundağı… Elalığını sürülen sonsuzluk mu ki baktıkça d/üşüyorum. Topuğuna adımı yazdım, sağlam bas yere! Sığıntınım kucağında, eteğinle dualar mısın sabiliğimi efsa’?

Hani öldüm desem… Hani özledim de bil… Salınsa sesim gecene annen’ce, gel(e)mez misin?

 

 

Üç güne kadarmış hasret efsa’m üç gün kadar............

az biraz bekle... eşikte cana sulanan melek  değil mi, kıyamet dediğin?

 

Hadi! Ayart Azrail’i seni özledim!

 

 

 

züleyha çay      //     bir ^^denizkızı^^

28/7/2008

Kör/ebeyim Suçüstü Yumdum G/özümü




kimsesizim …
ve düşünce /siz…








Üşüten bir mum alevi gece…
Daha sabaha kaç karanlık eklemeli ey adı yar olan ?
Afedersiniz... Adınız aşk diye sevmiştim.
Düşüşümü bilin diye gözlerinizin önünde yığıldım,
- ‘topla kendini , kan görmeden aşk olmaz ’ – dediniz.
Peki tutup yüreğimin mahrem köşelerinden, kalkmayı öğretecek yar değil miydi isminiz?
Afedersiniz, ne de düşüncesizim, çünkü düşünce/sizdim…
Dört duvar derisi kavlamış dehlizlere (s)açılan rutubetli hüznün kapı ardında küçük kız…
Islayıp serçe parmağını topluyorken içlenmelerini ,
örüklü dilinin kurdelaları hiç boylanamayacağım paltonuzun iç cebinde mi gizli?
Lütfen pişirin içimde çöreklenen bu çare/sizliği, sizi taşıyorum!
Ağzı gevşemiş bir mahfi keseyken yürek, susuşunuz kadar çığırtkan, yalnızlık boyu hafakan,
söz gümüşü lutledin gözlerime inen geceye.
Kördüm… Ve gördüm.
Ağlak mevsimlerin ısladığı eğreti taşlık manastırın kıyısına çıkartıp asmışsınız içinizden arta kalanları.
Kendimi t/uzağınızda buldum.
Uzansam edebi uykulu bir düş(üş) ardınız.
Ardıma yürütsem hıçkırıkları, size sırt çevirmek her adımda çift çelme.
Hem ne çok sakarım bilirsiniz, sizi de yanlışlıkla sevmiştim!
kör/ebeyim suçüstü yumdum gözümü…
Size yazmak mecazi fıtratların asil debdebesiydi, üzgünüm, özendim.
Uzun zamandı…
Yol iz yoktu. O zamanlar aşındı gönlümün felahının eşiği.
Gözlerinizin önüne döktüm tüm sağırlığınızı.
Kanım akmazdı , uğultum kesse nefesimin şakağını.
Özledim de… Gel(me)diniz.
Peki ya, saçımdan topuğuma yoklayan ölüm siz değil miydiniz ?
Afedersiniz…
Ben sizi üşüyorum. Elleriniz cebinizde ya hani, merakındayım, siz, rüzgarın yari misiniz?
Gözlerimi bağladı ne çok tebdil-i suretiniz.
Evvel solumdan geçmişsiniz, el yordamıyla seçilmiyor ki aşk, bilesiniz..
Gittiniz sonra… Ve lakin '‘özleyerek dönmek için’’ dediniz.
G/özlediniz ne çok, gel(e)mediniz..
Siz en çok (t)uzaktan (g)özlemeyi mi bilirsiniz?
Yine aşka bağlanmak üzre dilimi çözün!
Heveslerimden tutun kaldırın beni, nasıl olsa düşünce/sizim…
Düşümce siz.
Ah efendim bir bilseniz, içimde ne çok değer/sizsiniz!
Yağmur bahane, melekler sizin nazarınıza malik olmaya iniyor kente.
Üsküdar’ın endamı kime sanıyorsunuz?
Baksanıza, aşkın çekincesinden peçesini iğneliyor Beykoz,
denizdeki aynalara göz süzerken siz.
Sözlerimi dize getirin , dergahınızda daim aşka talibim.
Defettim bariz isyanlarımı , dilimi üfledim de eşiğinize geldim.
Ben ki na-reften sürülen pejmurde bir derviş, aşk adına yolu geceye vurdum.
Gece ki öz aşkın döşeğinde inzivada...
Tesbih tesbih çekiliyoruz aşk/la, otuzüç boncukta bir eksiksiniz!
Yan/sızım…
Heybemde kaybedeceğim hiç birşey’sizliğimle , çıplak ayak dolanıyorum mikâtınızda.
Ele verdim kendimi , ele vermeyin beni!
Gidecek yanım çok ancak, gözlerime Yusuf ‘un rayihasıyla gömlek sürenim yok!
Yok mu ensar bir yürek?
Hayli kalabalık çaresizliğim, oysa bilin ki ezelinden mahzun bir muhacir(d)im.
sağım..
solum..
önüm..
ardım.. aşk!
Yaradan’a işittirdim , kapıyı açın!
Aşkın vahyinde hicretinize geldim…
Züleyha Çay

Bağlantılarım